BEN KİMİM? BEDEN Mİ? ZİHİN Mİ? RUH MU?
BEN KİMİM? BEDEN Mİ? ZİHİN Mİ? RUH
MU?
Sahi kimiz biz?
Düşüncelerimiz miyiz?
Hislerimiz miyiz?
Halen daha sorguladığımız ruh
muyuz?
Ya hepsinin bir olduğu hal isek,
öyle şekil aldıysak.
Bu konu çok derin gibi görünür hep
fakat arka planda aslında bir o kadar basit, bir o kadar mucizevi bir o kadar
da keşfedildikçe heyecan doludur.
Düşünsene sen hiçbir şey yapmasan
da bedenin otomatik olarak nefes alıyor. Farkında olarak niyetlendiğin nefeslerin
daha bir başka tabi ki.
Doğduğun anda mükemmel nefes alış
şeklini bilirken sonradan ilk tanıdığın gördüğün yüzlerden yani ailenden Dünya
ve onun işleyişi hakkında öğrendiklerinle, dur koşma düşersin, dokunma cıs lar la
durmayı, nefesini tutmayı ilkel beynindeki savaş ya da kaç tepkilerini
uyandırıyorsun. Ne garip değil mi üst üste eklenmiş beyinciklerimiz var. İlkel
beyin, onun üstüne daha gelişmiş olan beyin ve onun üstüne derken insan denilen
varlık sürekli bir gelişim halinde. Yaşam bir evrimleşme gelişim değil de
nedir? Diye düşünüyorsun istemsizce. Aynı şeyleri sürekli tekrar ederken beynin
içindeki işleyen sistem yollar belirliyor bir patika misali o yoldan gidip
geliyor buna da alışkanlık diyoruz. Bir gün farklı yol denediğinde o şeyin beyindeki
temsili snapslar yeni bir yol belirliyor yine o yoldan gidersen konu
otomatikleşiyor. Hani derler ya unutmazsın sadece tekrar yap onu hatırlarsın.
Bu bir enstrüman, resim, araba sürmek, bisiklet sürmek her şey olabilir. Beyin
otomatikman o yolu tıpkı Google daki gibi bunu mu demek istedin deyip sana
açıveriyor. Wuhuuu hayran olunası değil mi?
Ya bedenin ayakların, dizlerin,
karnın, omurgan, ellerin kolların, boynun tüm vücudun öyle muazzam tasarlanmış
ki kusur sıfır. Üstelik bilinen tüm sınırları aşan milyonlarca örnek var. Göz önünde görünenin ötesinde iç organlar var
bir de. Eski insanlar ellerden yüzden kişiyi sentezleyip hangi hastalık
olasılığı var tahminlerde dahi bulunurlarmış. Şimdilerde ilmi sima okumaları
adı verilen bu sistem şifacılık alanı tekrar uyanıyor. Tamamlayıcı tıp adına
harika bir süreç.
Biliyor musun? Tıpkı bir video
kaydedici gibi çalışıyor bedenimiz. Yaşadığın tüm olayları, hisleri, duyguları,
renkleri, kokuları ile kaydediyor. Bu kayıt henüz bizler anne karnında 2 aylık
iken başlıyor bu 2 aylık iken başlayan kayıt sonradan oluşan kısmı. Bir de anne
ve babamızın ortak tüm DNA ve duygu kaydı onlardan kanımıza daha beden olmadan
hücre boyutunda aktarılıyor. Onlara da ailelerinden onların ailesine ailesinden
derken ne büyük bir gizem ama…
Dedesi erik yemiş torununun dişi
kamaşmış sözünü belki de duymuşsundur. Hiçbir hastalık veya duygu sır değil
aslında kökeni muhakkak var. Peki biz bu işin neresindeyiz Ayleia dediğini
duyar gibiyim… İşin her parçasındayız ve seçersek aslında sadeleştirerek bir
tek kendimiz kalıp kendimizden hareket ile sonsuz olanı keşfedebiliriz. Nasıl mı?
Fark edip, kabul edip, kendimizi ve kendimizden hareket ile her zerreyi keşfe meraklı olarak fakat önce kendimiz. Yıllarca midemde yara olduğunu sanıp ağrılar, acılar çekip en sonunda doktora gittiğimde endoskopi yapmak istemişti doktorum. Bu evrede ben lise son sınıftaydım, derken mezun olup üniversite eğitimim için Eskişehir’e gittiğimde midem sağlıklı olmaya başladı. Yıllar sonra keşfettim ki bu mide sorunu bana ait değilmiş annemin hastalığını onu iyi etmek adına bedenime alıp kabul etmişim. Beyin inanırsa onu gerçek kılar, düşüncemde annemin yardıma ihtiyacı olduğuna inanan hislerim aracılığı ile hoop almışım hastalık kaydını. En yakınındaki kişiler ile aynı duyguları, hisleri, hastalıkları dahi paylaşabiliyorsun. Üzüm üzüme baka baka kararır misali…
En yakınlarının tüm her
şeyini kendine kopyalayabiliyor insan bazı senaryolarda tam tersi de olabilir.
Fakat düşüncenin %95 i bize ait değil, kocaman bir düşünce, duygu, his
okyanusunda yaşıyoruz. Tabi konu en yakınların olunca yaşam senaryona da alıp
kabul ettiysen sen olmayan fakat sen gibi görünen varlığını yaşıyorsun. Bir gün
bu kadar çalışma yapıyorum seans alıyorum halen neden kendimi iyi hissetmiyorum
diye bir soru sordum. Ardından bir film izler gibi sahne gördüm. Gördüğüm
sahnede annem sol omzumun üstünde oturuyor, babam sağ tarafımda ve tam
omurgamın üstünde abim ve yeğenimi görmüştüm. Hepsi bedenimdeydi ve ben
yürümeye çalışıyordum fakat gücüm yetmiyordu. Bir anda annemin gözünden,
babamın, abimin ve yeğenimin gözünden hayatı gördüm ve bir soru belirdi
algımda. “Şu an ben % kaç gerçek beni yaşıyorum?” gelen cevaba inanamadım
Sadece %10 bendim. %100 lük bir oranda % 10 ben. E o zaman aslında ben yokum
sadece var gibi yapıyorum.
Sonrasında tabi ki eğitimini
aldığım teknikler ile % 100 kendim olana kadar çalışmalar yaptım. İşte bu
açıdan bilmek değil bildiğini kendi yaşamında harmanlayarak, uygulamalar ile
bilgeliğe çevirdiğinde o şey daim oluyor. Geldiğim yol kendimden kendime olduğu
için daha kişi konuşurken içinde kimler misafir görünüyor. Mesleki bir deforme
ve uzmanlık gibi seanslara başladığımız anda alan açılıp bilgiler dökülüyor.
Demem o ki o ağrı, o düşünce, o
his, o bakış açısı hayata, insanlara olaylara sana ait olmayabilir. Sadece
kendini keşif için onları bir süreliğine kendine çekmiş ve sonra yapacağın
sorgular elde edeceğin farkındalıklar ile gerçek seni bulabilirsin. Gerçek seni
bulana kadar ki tüm öğrendiklerinle de kendi merkezini keşfedip orada berrak,
kendinle bağlantı da olabilirisin. Tüm bunlar için basit çokça etkili kendinle
çalışabileceğin bir reçetem var.
Sakin, sessiz bir odada hiçbir teknolojik
aygıt olmadan düz bir zemine uzan ve sadece kendi ritminde nefes alarak
düşüncelerini dinginleştir. Ayaklardan başlayarak teker teker tüm uzuvlarınla
ve iç organlarına şu soruları sor:
Sevgili ayaklarım sizi görüyorum, varlığınıza
teşekkür ederim. Doğduğum andan bugüne kadar ailemden, toplumdan tüm dış
kaynaklardan ve içeriden kendi düşüncelerimden sizin tam ve mükemmel var
olmanızı blokajlayan her türlü düşünce, bakış açısı, yargı ve etiketlerden,
öğrenilmiş çaresizliklerden şimdi sizi özgür bırakıyorum…. Bu evrede
ayaklarında karıncalanma, uyuşma, titreme hissedebilir veya iç görünün farkında
isen sis veya dumana benzer koyu gri renk de enerjinin ayaklarından çıktığını
görebilirsin. Sonrasında sanki ayaklarında burnun var gibi deriin bir nefes çek
ve teşekkür et.
Okurken dahi hafifleyenler?
Aynı uygulamayı tüm iç organlarına
da yaparken içinde kelebekler uçar gibi hissedeceksin. Düşünsene yıllarca
hastalıkların var zannediyorsun fakat sana ait değil şaka gibi. Hayat bir
illüzyon dediğimiz nokta burası işte.
Her bir organ ve uzuv bize
hastalık, ağrı, sancı ile kazalar ile mesajlar verir. Beden der ki biz içeride
senin duygusunu tuttuğun bir konudan dolayı aramızdaki sistemli haberleşme
ağını zedelediğini sana bildiriyoruz. Bu konuyu çözüme kavuşturman adına sana
sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bizi duy! Duy ki keyifle, sağlıkla var olalım.
Hastalık bedenin beni duy alarmı, hastalık bedenin kendini deneye almak için
mesajıdır. Tüm bu konulara ilgi duyanlar hastalıkların duygusal sebepleri konu
başlıklı kitapları okuyabilirler. Kısaca bilgi vermem gerekirse organların ne
işe yaradığını görevlerini düşünün duygu da o temsildedir derim. Örneğin; belin
ağrıyor ise fazlaca sorumluluk almış olabilirsin, sağ omzun ağrıyor ise birini
ya da birilerini suçlamış olabilirsin, sol omzun ağrıyor ise kendini suçlamış
olabilirsin, miden ağrıyor ise bi takım olayları sindirememiş geçmişte takılı
kalmış olabilirsin, öfke karaciğeri, üzüntü keder akciğeri, sevgi konuları kalbi
temsil eder. Görme bozuklukları geçmişte şahit olduklarını gördüğüne pişmanlık
ya da gelecek kaygısı gibi liste oldukça detaylı. Nedenleri içinde aradıkça
çözüm gelir.
Hastalıklar birinin bize yaptığı değil
kendimizce anlam verdiğimiz duyguların ilgili organda hafıza kaydının
depolanmasıdır. Bize aslında kimse bir şey yapmaz, düşüncelerimiz duygulara
duygularda temsillere dönüşür.
Buraya kadar okuduysan eğer çoktan
zihninde kendi bedenin düşünce sistemin hakkında bir şeyler belirmiştir. Lütfen
her gün düşünceni izle, sözlerini izle, hislerini izle… İzle ki sana mı aitler
başkalarına mı? Sana aitse gerçekten gerekli mi? Dışarıdan aldığın belki zararlı
diye yargıladığın hiçbir yiyecek ya da içecek aynı negatif düşünceyi defalarca
düşünüp kendi kendini duygusal zehirlemekten daha zehirli değil. Ruhun zaten
bunu biliyor. Bedenini, düşüncen yani zihnin ile tanıdıkça ve onların
işleyişini algıladıkça ruhun sonsuz bilgelikleri sana daima hatırlatacaktır.
Duygularında, hislerinde,
düşüncende bir nehir gibi berraklık dilerim.
Şifa olsun ve de öyledir…
Ayleia 😇
Bu yazı sana nasıl hissettirdi? 💫
Kimlerle paylaşmak istersin?💫😇



Sonsuz şükürler olsun Ayleia Meltem Parçam 🩷 Çok güzel br yazıydı. Ruhuna sağlık ❤️ (Özlem Elma)
YanıtlaSil👏👏
YanıtlaSil