BEN KİMİM? BEDEN Mİ? ZİHİN Mİ? RUH MU?

Şimdi Kendinle Buluşmak Zamanı ....!













BEN KİMİM? BEDEN Mİ? ZİHİN Mİ? RUH MU?


Sahi kimiz biz?

Düşüncelerimiz miyiz?

Hislerimiz miyiz?

Halen daha sorguladığımız ruh muyuz?


Ya hepsinin bir olduğu hal isek, öyle şekil aldıysak.


Bu konu çok derin gibi görünür hep fakat arka planda aslında bir o kadar basit, bir o kadar mucizevi bir o kadar da keşfedildikçe heyecan doludur.


Düşünsene sen hiçbir şey yapmasan da bedenin otomatik olarak nefes alıyor. Farkında olarak niyetlendiğin nefeslerin daha bir başka tabi ki.

Doğduğun anda mükemmel nefes alış şeklini bilirken sonradan ilk tanıdığın gördüğün yüzlerden yani ailenden Dünya ve onun işleyişi hakkında öğrendiklerinle, dur koşma düşersin, dokunma cıs lar la durmayı, nefesini tutmayı ilkel beynindeki savaş ya da kaç tepkilerini uyandırıyorsun. Ne garip değil mi üst üste eklenmiş beyinciklerimiz var. İlkel beyin, onun üstüne daha gelişmiş olan beyin ve onun üstüne derken insan denilen varlık sürekli bir gelişim halinde. Yaşam bir evrimleşme gelişim değil de nedir? Diye düşünüyorsun istemsizce. Aynı şeyleri sürekli tekrar ederken beynin içindeki işleyen sistem yollar belirliyor bir patika misali o yoldan gidip geliyor buna da alışkanlık diyoruz. Bir gün farklı yol denediğinde o şeyin beyindeki temsili snapslar yeni bir yol belirliyor yine o yoldan gidersen konu otomatikleşiyor. Hani derler ya unutmazsın sadece tekrar yap onu hatırlarsın. Bu bir enstrüman, resim, araba sürmek, bisiklet sürmek her şey olabilir. Beyin otomatikman o yolu tıpkı Google daki gibi bunu mu demek istedin deyip sana açıveriyor. Wuhuuu hayran olunası değil mi?

Ya bedenin ayakların, dizlerin, karnın, omurgan, ellerin kolların, boynun tüm vücudun öyle muazzam tasarlanmış ki kusur sıfır. Üstelik bilinen tüm sınırları aşan milyonlarca örnek var.  Göz önünde görünenin ötesinde iç organlar var bir de. Eski insanlar ellerden yüzden kişiyi sentezleyip hangi hastalık olasılığı var tahminlerde dahi bulunurlarmış. Şimdilerde ilmi sima okumaları adı verilen bu sistem şifacılık alanı tekrar uyanıyor. Tamamlayıcı tıp adına harika bir süreç.

Biliyor musun? Tıpkı bir video kaydedici gibi çalışıyor bedenimiz. Yaşadığın tüm olayları, hisleri, duyguları, renkleri, kokuları ile kaydediyor. Bu kayıt henüz bizler anne karnında 2 aylık iken başlıyor bu 2 aylık iken başlayan kayıt sonradan oluşan kısmı. Bir de anne ve babamızın ortak tüm DNA ve duygu kaydı onlardan kanımıza daha beden olmadan hücre boyutunda aktarılıyor. Onlara da ailelerinden onların ailesine ailesinden derken ne büyük bir gizem ama…

Dedesi erik yemiş torununun dişi kamaşmış sözünü belki de duymuşsundur. Hiçbir hastalık veya duygu sır değil aslında kökeni muhakkak var. Peki biz bu işin neresindeyiz Ayleia dediğini duyar gibiyim… İşin her parçasındayız ve seçersek aslında sadeleştirerek bir tek kendimiz kalıp kendimizden hareket ile sonsuz olanı keşfedebiliriz.  Nasıl mı?

Fark edip, kabul edip, kendimizi ve kendimizden hareket ile her zerreyi keşfe meraklı olarak fakat önce kendimiz. Yıllarca midemde yara olduğunu sanıp ağrılar, acılar çekip en sonunda doktora gittiğimde endoskopi yapmak istemişti doktorum. Bu evrede ben lise son sınıftaydım, derken mezun olup üniversite eğitimim için Eskişehir’e gittiğimde midem sağlıklı olmaya başladı. Yıllar sonra keşfettim ki bu mide sorunu bana ait değilmiş annemin hastalığını onu iyi etmek adına bedenime alıp kabul etmişim. Beyin inanırsa onu gerçek kılar, düşüncemde annemin yardıma ihtiyacı olduğuna inanan hislerim aracılığı ile hoop almışım hastalık kaydını. En yakınındaki kişiler ile aynı duyguları, hisleri, hastalıkları dahi paylaşabiliyorsun. Üzüm üzüme baka baka kararır misali…

 En yakınlarının tüm her şeyini kendine kopyalayabiliyor insan bazı senaryolarda tam tersi de olabilir. Fakat düşüncenin %95 i bize ait değil, kocaman bir düşünce, duygu, his okyanusunda yaşıyoruz. Tabi konu en yakınların olunca yaşam senaryona da alıp kabul ettiysen sen olmayan fakat sen gibi görünen varlığını yaşıyorsun. Bir gün bu kadar çalışma yapıyorum seans alıyorum halen neden kendimi iyi hissetmiyorum diye bir soru sordum. Ardından bir film izler gibi sahne gördüm. Gördüğüm sahnede annem sol omzumun üstünde oturuyor, babam sağ tarafımda ve tam omurgamın üstünde abim ve yeğenimi görmüştüm. Hepsi bedenimdeydi ve ben yürümeye çalışıyordum fakat gücüm yetmiyordu. Bir anda annemin gözünden, babamın, abimin ve yeğenimin gözünden hayatı gördüm ve bir soru belirdi algımda. “Şu an ben % kaç gerçek beni yaşıyorum?” gelen cevaba inanamadım Sadece %10 bendim. %100 lük bir oranda % 10 ben. E o zaman aslında ben yokum sadece var gibi yapıyorum.

Sonrasında tabi ki eğitimini aldığım teknikler ile % 100 kendim olana kadar çalışmalar yaptım. İşte bu açıdan bilmek değil bildiğini kendi yaşamında harmanlayarak, uygulamalar ile bilgeliğe çevirdiğinde o şey daim oluyor. Geldiğim yol kendimden kendime olduğu için daha kişi konuşurken içinde kimler misafir görünüyor. Mesleki bir deforme ve uzmanlık gibi seanslara başladığımız anda alan açılıp bilgiler dökülüyor.

Demem o ki o ağrı, o düşünce, o his, o bakış açısı hayata, insanlara olaylara sana ait olmayabilir. Sadece kendini keşif için onları bir süreliğine kendine çekmiş ve sonra yapacağın sorgular elde edeceğin farkındalıklar ile gerçek seni bulabilirsin. Gerçek seni bulana kadar ki tüm öğrendiklerinle de kendi merkezini keşfedip orada berrak, kendinle bağlantı da olabilirisin. Tüm bunlar için basit çokça etkili kendinle çalışabileceğin bir reçetem var.

 Sakin, sessiz bir odada hiçbir teknolojik aygıt olmadan düz bir zemine uzan ve sadece kendi ritminde nefes alarak düşüncelerini dinginleştir. Ayaklardan başlayarak teker teker tüm uzuvlarınla ve iç organlarına şu soruları sor:

 Sevgili ayaklarım sizi görüyorum, varlığınıza teşekkür ederim. Doğduğum andan bugüne kadar ailemden, toplumdan tüm dış kaynaklardan ve içeriden kendi düşüncelerimden sizin tam ve mükemmel var olmanızı blokajlayan her türlü düşünce, bakış açısı, yargı ve etiketlerden, öğrenilmiş çaresizliklerden şimdi sizi özgür bırakıyorum…. Bu evrede ayaklarında karıncalanma, uyuşma, titreme hissedebilir veya iç görünün farkında isen sis veya dumana benzer koyu gri renk de enerjinin ayaklarından çıktığını görebilirsin. Sonrasında sanki ayaklarında burnun var gibi deriin bir nefes çek ve teşekkür et.

 

Okurken dahi hafifleyenler?

Aynı uygulamayı tüm iç organlarına da yaparken içinde kelebekler uçar gibi hissedeceksin. Düşünsene yıllarca hastalıkların var zannediyorsun fakat sana ait değil şaka gibi. Hayat bir illüzyon dediğimiz nokta burası işte.

Her bir organ ve uzuv bize hastalık, ağrı, sancı ile kazalar ile mesajlar verir. Beden der ki biz içeride senin duygusunu tuttuğun bir konudan dolayı aramızdaki sistemli haberleşme ağını zedelediğini sana bildiriyoruz. Bu konuyu çözüme kavuşturman adına sana sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bizi duy! Duy ki keyifle, sağlıkla var olalım. Hastalık bedenin beni duy alarmı, hastalık bedenin kendini deneye almak için mesajıdır. Tüm bu konulara ilgi duyanlar hastalıkların duygusal sebepleri konu başlıklı kitapları okuyabilirler. Kısaca bilgi vermem gerekirse organların ne işe yaradığını görevlerini düşünün duygu da o temsildedir derim. Örneğin; belin ağrıyor ise fazlaca sorumluluk almış olabilirsin, sağ omzun ağrıyor ise birini ya da birilerini suçlamış olabilirsin, sol omzun ağrıyor ise kendini suçlamış olabilirsin, miden ağrıyor ise bi takım olayları sindirememiş geçmişte takılı kalmış olabilirsin, öfke karaciğeri, üzüntü keder akciğeri, sevgi konuları kalbi temsil eder. Görme bozuklukları geçmişte şahit olduklarını gördüğüne pişmanlık ya da gelecek kaygısı gibi liste oldukça detaylı. Nedenleri içinde aradıkça çözüm gelir.

 Hastalıklar birinin bize yaptığı değil kendimizce anlam verdiğimiz duyguların ilgili organda hafıza kaydının depolanmasıdır. Bize aslında kimse bir şey yapmaz, düşüncelerimiz duygulara duygularda temsillere dönüşür.

Buraya kadar okuduysan eğer çoktan zihninde kendi bedenin düşünce sistemin hakkında bir şeyler belirmiştir. Lütfen her gün düşünceni izle, sözlerini izle, hislerini izle… İzle ki sana mı aitler başkalarına mı? Sana aitse gerçekten gerekli mi? Dışarıdan aldığın belki zararlı diye yargıladığın hiçbir yiyecek ya da içecek aynı negatif düşünceyi defalarca düşünüp kendi kendini duygusal zehirlemekten daha zehirli değil. Ruhun zaten bunu biliyor. Bedenini, düşüncen yani zihnin ile tanıdıkça ve onların işleyişini algıladıkça ruhun sonsuz bilgelikleri sana daima hatırlatacaktır.

Duygularında, hislerinde, düşüncende bir nehir gibi berraklık dilerim.

Şifa olsun ve de öyledir…

Ayleia 😇

 

 

 Bu yazı sana nasıl hissettirdi? 💫

 Kimlerle paylaşmak istersin?💫😇

 











Yorumlar

  1. Sonsuz şükürler olsun Ayleia Meltem Parçam 🩷 Çok güzel br yazıydı. Ruhuna sağlık ❤️ (Özlem Elma)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Şimdi Nasıl Hissediyorsun? Paylaşmayı seçer miydin?

Popüler Yayınlar